Güneş’in ‘Biz’im üstümüze doğduğu sabahları seviyorum; yazdan kalma güzel havaları değil.  Mutfakta kahvaltı hazırlarken seni izlemeyi; evin herhangi bir odasından bana seslenişini… ben sofrayı toplarken senin türk kahvesi yapmanı; ve gün içinde yaşadığın şeyleri yüzüme bakarak anlatmanı seviyorum.

        İkimizde televizyon izlemeyi sevmiyoruz ya; ‘Hadi tavla oynayalım’ dediğimizde t.v.’yi sadece radyo gibi kullandığımız anlar var. Tavla oynarken; kazandığında veya kaybettiğindeki o yüz ifadelerini çok seviyorum. Türkçe’ye farkında olmadan kattığın kelimeleri seviyorum; benim hayatıma kattığın milyonlarca ‘değer’ gibi… Bana buzdolabından bira getirmeni, bira’nın dibinde kalan köpüğü sevmediğim için sonunu bana bırakmanı seviyorum. Tek dal sigara’yı birlikte içmeyi, bir hayatı paylaşır gibi seviyorum. Çakır keyif olduğunda o masum halini seviyorum. Karşıyaka tribününde koluma girip maç izlemeni, sinirlendiğinde ettiğin küfür ve ‘Gol’ü kim attı göremedim?’ deyişini seviyorum.

        Scrabble’da yazmak için sorduğum anlamsız kelimelere verdiğin mantıklı cevapları seviyorum. Ayrıca rekor sende 335 ile, nasıl geçilecek o da bir muamma. Boynuz kulağı geçer deyimini birebir bana yaşatmanı seviyorum. Yaptığın yemeklerde tuzu sevmediğim için; ‘sen tuz sevmiyorsun az atayım.’ demeni seviyorum. Hasta olduğumda bana getirdğin ilaçları ve ‘ilacını aldın mı?’ diye sormanı seviyorum…

        Daha binlerce olgu, durum ve an yazabilirim fakat yinede eksik kalır içimdeki seni anlatmaya. Ben; seninle başlayan ve seninle biten hergünü seviyorum çünkü; o zaman ‘herşey’ tam ve eksiksiz.

        

        Oduncu gömleğini çok seviyorum biliyorsun; özellikle de kızıl saçların üstünde kaldığında. Her yıkandıklarında bir tel saçını bırak üstüne, tenim yadırgamasın. Senden bir iz taşımayan; hiçbir şeyi istemiyorum çünkü hayatta…

         

         Her güne anlam vermeye çalışmaktansa sadece seninle olduğum zamanlara değer veriyorum. Durmak yerine senin olduğun bir geleceğe yürüyorum her an. Yanıma seninle geçen ‘güzel’ bir geçmiş ve geleceğe ait gerçekleşmesini istediğim hayallerimi alıyorum. Cebimde ise sadece sesini duyduğumda yeşeren ‘umutlarım’ var.

         Seninle geceyi gündüze çevirdiğim oda’m gibi bir ‘hayat’ düşlüyorum. Sadece birlikte yaşadığımız an’lardan oluşan. 4 duvar arasında kendimize tutuklu kaldığımız bir gelecek istiyorum. Saatlerin hiç bir anlam ifade etmediği ‘gitmek’ yada ‘kalmak’ fiillerinin olmadığı, yalnız her gece ‘beraber uyumanın’ masumluğu ile geçip giden bir ‘ömür’ düşlüyorum.

         Gelecekte yaşanacak anılarımızı bile söyleyebilirim sana; her seferinde bana huzur veren yüzüne bakıp. Birlikte yürüyeceğimiz herhangi sahil kasabasında denize karşı bira içeceğiz; herhangi bir yere giderken beraber üşüyeceğimiz sıradan bir kış gecesinde sana sarılacağım sokağın ortasında. Konuşmaktan uykusuz kaldığımız bir ilkbahar sabahında karşılıklı çay içip gevrek yiyeceğiz uyku mahmurluğun üstündeyken. Sonbaharda sararıp dökülmüş ağaç yapraklarına inat yürüyeceğiz boynunda tenimin kokusu kalmış atkı varken.

        Sen yanımdayken hep ‘umut’ var; sen yanımdayken ‘ben’ varım. ‘Huzur’ varlığının içimde yarattığı sevgi; Kulaklarımda sesin yankılanıyorken ‘yaşamak’ var beynimde. Hayatta olması gereken bütün ‘iyiliklere’ senin adını verdim. O yüzden seni sevmek ‘hayat’ o yüzden seni sevmek ‘mutlu olmak’.

         

          Şu an karanlık odam; belki sen aydınlattın diye. Şimdi uyusam seninle uyuduğum gecelere ayıp etmiş olur muyum acaba? Böyle sorularda geliyor aklıma cevabı sadece bilinç altımda gizli olan.

          Ben seni o kadar çok izledim ki haberin olmadan; kızıl saçlarının her telini ayırır belki ellerim. Beyaz teninde karamsar bir iz bırakmasın diye ”sana fazla gelen tenimi” bırakmıyorum üstünde. Parmak izlerim var benim her insandan farklı; tenin var mesela her insandan daha anlamlı ve farklı. Bazen kaburgalarıma çarparak yere düşüyor sensizlik; daha sonra kulaklarımda yankılanıyor sessizlik. Her ‘anı’ destek versede varlığın için yaşadıklarıma, hiçbir olgu ‘sen’ gibi olmuyor… Kirpiğini buluyorum gömleğimin sol tarafında sanki kendini hatırlatmak için bilerek bırakmışsın. Hüzünlerine gölge olsun bütün söylediklerim. Cebimdeki bütün bozuklukları toplasam beni senden almaya yetmez hiçbir zaman.

           Ellerin yüzümde gezerken sadece sana söyleyeceğim tek şey ‘herşey senin yüzünden’ sebep değil bu; her şey sadece yüzüme bakan senin yüzünden.

       

       ’Özledim.’ kelimesi en çok senin üstüne yakışıyor. Onu al yanına çıkarken,  çabuk üşürsün sen biliyorum. Beni düşünme; temmuz sıcağında atkı takmak gibi boynumdaki ellerini düşününce. Yaşamın kötü günleri hep iyi günlerinden fazladır. O iyi günlerin nasıl geçtiğini hatırlayamaz insan, kötü günleri düşünmekten! İşte o; gereksiz üzüntüler yüklediğin gerekli günlerinde beni görebileceğin kadar yakınında olmak istiyorum.

       ’yalnız olmak’ ile ‘tek başına kalmak’ arasında ince bir tercih çizgisi var. Biz seninle ‘yalnız’ kalalım hep; nasıl olsa düşüncelerimiz çok kalabalık. Kuru kalabalıkların, kuru gürültülerine ihtiyaç duymuyoruz hiç. O yüzdendir belki de akrep’in yelkovanı soktuğunu çok sonra fark ediyoruz konuşurken.

       Hep gittiğimiz ama her seferinde giderken yolunu kaybettiğimiz bir yer var sen biliyorsun. Ben ‘geliş’ yolunu unutayım sen ise ‘gidiş’ yolunu, orada oturalım üşüyen gece’ye inat.

        

        Beni anlamayan insanların yanında durmak gibi sadist bir yalnızlık anlayışım var yada odanın ışığı kapatıp karanlıkta oturmak gibi anlamsız eylemlerim. İkisinin birbirinden çok farkı yok aslında. Sadece düşünceleri; düşüncesizlikler ile yer değiştirmesi yeterli…

       Bu gece vazgeçsem bir çok şeyden, senin ruhun bile duymaz ama öyle aptal sadakatim da var sensizliğe! Mesela hala uyurken yatağın sağ tarafına geçmiyorum, anca sabah uyandığımda anlayabiliyorum. Bilinç altında hala sen varmışsın gibi orta oyunları oynuyor beynim bana; sadece bir fark var burada ”gülen bir yüz” yok…

       Düşlerinden düşmüş düşünceler aslında bütün sebep bu; gerekli hayatlarda gereksiz yalnızlıklar var hep.

         

         Hangi kelimenin arkasına saklanıyorsun her gece? Düşünürken; yaktığım sigarayı bile unutuyorum; kül tablası ile sevişip izmarit oluyor. Fark ettiğimde ise bir dal sigara daha yakmaya ihtiyaç duyuyorum, onuda unutmayacağım kesin değil. Yanıp gitsin o da; hiç bir zaman gerçekleşmeyeceğini bilerek kurduğum hayallere eşlik eder meşale gibi…

         Evin balkonu; ‘suni teneffüs’ gibi imdadıma yetişiyor; yine nefes alırken fark ediyorum temiz hava benim içimi yakıyor. Bir yerlere yetişmek için hızlıca yürüyen insanları görüyorum o an bir kez daha anlıyorum; ‘acele etmeme yetecek kadar’ bir yalnızlık hissetmiyorum sadece Geç kaldığım hayatların pişmanlığını yaşıyorum belki de. Şunu da söylemeden geçemedim ama çok veled-i zina bu ‘yalnızlık’. İnsan beklerken bazen ne beklediğini unutur ya; işte bende öyle hatırlamak istiyorum elimin yüzünde çizdiği haritayı. 

         Bunları yazarken yine unuttum yaktığım sigarayı…